top of page

Yerebatan Sarnıcı: Tarihin Derinliklerinde Gizlenen 10 Gerçek

  • Yazarın fotoğrafı: Fırat Gedikli
    Fırat Gedikli
  • 31 Eki
  • 1 dakikada okunur

İstanbul’un kalabalığı arasında kimsenin fark etmediği bambaşka bir dünya uzanıyor.  Yerebatan Sarnıcı, bin beş yüz yılı aşkın süredir hem tarihçilerin hem de gezginlerin hayranlıkla andığı bir mühendislik harikası olarak karşımıza çıkıyor. Loş ışıkların yansıdığı bu gizemli atmosfer, adeta bir zaman makinesi gibi bizi Bizans dönemine götürüyor. Hazırsanız, gelin bu büyülü mekânın az bilinen sırlarını birlikte keşfedelim. 


1. Sadece Bir Sarnıç Değil Aynı Zamanda Şehrin Güvencesi 

İmparator Justinianus döneminde inşa edilen Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un kalbinde suyun hiç bitmemesi için yapılmıştır. Yaklaşık 10 bin metrekarelik dev bir alana yayılan yapı, binlerce insanın susuz kalmamasını sağlıyordu. Sadece sanıçı değil bugün Sultanahmet bölgesinde gezerken, o dönemin stratejik zekâsını farklı mekanlarda da hissedebilirsiniz. 


2. Binlerce Emeğin Sessiz Tanığı 

Sarnıcın inşasında tam 7.000 işçi çalışmıştır. Her biri farklı yapılardan getirilen 336 sütun, dönemin mühendislik gücünün sessiz birer temsilcisi olarak bizleri karşılıyor. Mermerin soğukluğu ve düzenli dizilişleri, ziyaretçiye hâlâ o emeği hissettiriyor. 


3. Medusa Başlarının Hikayesi 

Hiç kimse o meşhur Medusa başlarının neden biri ters, diğeri yan yerleştirildiğini kesin olarak bilmiyor. Kimi tarihçilere göre şeytani gücü etkisiz kılmak için, kimilerine göre ise sadece uygun sütun yüksekliği sağlamak için öyle yerleştirildi. Belki de bu belirsizlik, Yerebatan Sarnıcı’nı bu kadar büyüleyici kılıyor. 


4. Sinemaya İlham Veren Mekân 

Yerebatan Sarnıcı’nın atmosferi, Hollywood’un da dikkatini çekmiş. James Bond’un Rusya’dan Sevgilerle filminde ajanlar sütunların arasında ilerlerken, Dan Brown’un Cehennem (Inferno) filminde bu yer bir semboller labirentine dönüşüyor. Işığın ve gölgenin dansı, sarnıcı adeta yaşayan bir sahneye çeviriyor. 


5. Asırlarca Unutulmuş Bir Harika 

Fetih sonrası uzun yıllar boyunca kimse yerin altındaki bu dev yapının farkında değildi. 16. yüzyılda bölge halkı evlerinin altından balık tuttuğunu anlatınca, gezgin Petrus Gyllius aşağı inip dünyanın en gizli hazinelerinden birini yeniden gün yüzüne çıkardı. 


Yerebatan Sarnıcı
Yerebatan Sarnıcı

6. “Sütunlar Ormanı” Denilmesinin Sebebi 

12 sıra hâlinde dizilmiş 336 sütun, suyun üzerinde beliren gölgelerle birleştiğinde sarnıcı bir taş ormana dönüştürüyor. Özellikle fotoğraf meraklıları için Sultanahmet Meydanı çevresinin en etkileyici kareleri burada yakalanıyor. 


7. Osmanlı da Onu Kullandı 

Sarnıç, sadece Bizans’a değil, Osmanlı’ya da hizmet etti. Uzun süre boyunca Topkapı Sarayı’nın su ihtiyacını karşılayan yapı, yüzyıllar boyu işlevini koruyarak mühendisliğin gücünü kanıtladı. 


8. Su Geçirmez Harçla Mühürlenmiş Zaman 

Yapımında kullanılan özel tuğla ve harç karışımı, yüzyıllar boyunca su sızdırmadan ayakta kalmasını sağladı. Bu teknik sayesinde, Bizans mimarisi günümüz mühendislerine hâlâ ilham veriyor. 


9. Yenilenen Işıklarla Eski Ruhunu Koruyor 

Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla sarnıç artık daha da erişilebilir. Yeni yürüyüş yolları ve loş kırmızı ışıklar, mekânın mistik havasını bozmadan ziyaretçilere yeni bir deneyim sunuyor. 


10. Tarihle Dolu Bir Günün Ardından 

Sarnıç gezisinden sonra çevredeki restoranlar tam bir keyif durağı. Cisterna Brasserie gibi mekânlar, tarihi dokunun ortasında Osmanlı mutfağı lezzetlerini sunarak bu büyüleyici deneyimi lezzetle tamamlıyor. 

 

Kısacası Yerebatan Sarnıcı, sadece taş, sütun ve suyun birleşimi değil; aynı zamanda İstanbul’un ruhunun yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Sessizliğiyle konuşan bu yapı, tarih boyunca değişmeyen bir şeyi hatırlatıyor: zaman geçer, ama hikâyeler su gibi akmaya devam eder. 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page